ERP projeleri konuşulurken genelde büyük ekranlar, modern arayüzler, yapay zekâ destekli raporlar ya da milyon dolarlık dönüşüm bütçeleri gündeme gelir. Oysa çoğu ERP projesinin kaderini belirleyen konu çok daha sade ama çok daha kritiktir: Ana veri kalitesi.
Ve ana verinin kalbi çoğu zaman tek bir noktada atar: Stok kodu.
Bir şirkette stok kodu sadece depoda duran bir ürünün etiketi değildir. Satınalma için ihtiyaçtır, üretim için reçetedir, planlama için kapasitedir, muhasebe için maliyettir, satış için üründür. ERP içerisindeki onlarca süreç aynı malzeme kartının etrafında döner.
Bu yüzden ERP’ye geçiş yapan şirketlerde stok kodu tasarımı tartışmaları bazen teknik bir konudan çıkıp adeta kurumsal bir güç savaşına dönüşür.
Ar-Ge kendi bakış açısından haklıdır.
Üretim kendi açısından haklıdır.
Satınalma başka bir şey ister.
Depo başka bir düzen talep eder.
Kalite departmanı ise bambaşka bir yapı önerir.
İlginç olan şu ki; çoğu zaman herkes doğruyu söylüyordur.
Peki problem nerede başlıyor?
Problem, şirketlerin “bilgiyi veri alanlarında mı tutacağız yoksa kodun içine mi gömeceğiz?” sorusuna verdiği cevapta başlıyor.
Uzun yıllar boyunca birçok işletme “konuşan kod” mantığını kullandı. Yani stok kodunun her karakteri bir şey anlatsın istendi.
Kodun ilk hanesi satınalma mı üretim mi olduğunu söylesin…
İkinci karakter fason durumunu anlatsın…
Üçüncü karakter yerli mi ithal mi olduğunu göstersin…
Devamında ürün grubu, renk, ölçü, kalite sınıfı…
Başlangıçta oldukça zekice görünüyordu.
Fakat zaman geçtikçe bu yapılar şirketlerin sırtında yük olmaya başladı.
Çünkü hayat Excel tablosu kadar düzenli ilerlemiyor.
Yeni ürünler çıkıyor.
Yeni iş modelleri oluşuyor.
Yeni tedarik süreçleri geliyor.
Eskiden hiç düşünülmeyen varyantlar ortaya çıkıyor.
Ve bir süre sonra o “anlamlı kod” sistemi kendi içinde anlamsızlaşmaya başlıyor.
10 karakterlik yapı yetmiyor.
Kod aralıkları tükeniyor.
Personeller yanlış kod açıyor.
Şirket içinde herkes aynı standardı farklı yorumlamaya başlıyor.
En sonunda ERP sistemi veri üretmek yerine veriyle mücadele etmeye başlıyor.
Benim gözlemim şu:
Şirketler büyüdükçe konuşan kodlardan uzaklaşıyor.
Kurumsallaştıkça sadeleşiyorlar.
Çünkü modern ERP sistemlerinde artık bilgiyi kodun içine gömmeye gerek yok.
Bugün gelişmiş ERP altyapılarında;
- ürün grubu,
- marka,
- varyant,
- renk,
- beden,
- tedarik tipi,
- kalite sınıfı,
- proje tipi
gibi onlarca bilgi zaten ayrı alanlarda tutulabiliyor.
Dolayısıyla stok kodunun görevi “hikâye anlatmak” değil, sistemi stabil taşımaktır.
Bu nedenle bana göre ideal yapı şudur:
- Stok kodu sade olmalı
- Açıklama güçlü olmalı
- Sınıflandırma veri alanlarında yapılmalı
- Kod değil veri konuşmalı
Özellikle KOBİ’lerde çok sık görülen başka bir hata daha var:
“Tedarikçi hangi kodu kullanıyorsa biz de onu kullanalım.”
Kısa vadede pratik görünür.
Ama uzun vadede şirketin veri egemenliğini kaybetmesine neden olur.
Çünkü siz artık kendi ürününüzü kendi standardınızla değil, tedarikçinin bakış açısıyla yönetmeye başlarsınız.
Tedarikçi değiştiğinde sistem dağılır.
Aynı ürün farklı kodlarla yaşamaya başlar.
Raporlama bozulur.
MRP şaşar.
Stok analizleri güven kaybeder.
ERP projelerinde başarısızlığın önemli bir kısmı yazılımdan değil, veri disiplininin kurulamamasından kaynaklanır.
Şirketler çoğu zaman milyonlarca liralık ERP yatırımı yapar ama birkaç saatlik “stok kartı açma disiplini” oluşturmaz.
Oysa kötü ana veri, en iyi ERP sistemini bile sıradanlaştırır.
İyi tasarlanmış veri yapısı ise orta seviye bir ERP’yi bile güçlü hale getirebilir.
Bugün dünyadaki başarılı üretim şirketlerine baktığınızda ortak özelliklerinden biri şudur:
Veriye gösterdikleri disiplin, paraya gösterdikleri disiplin kadar yüksektir.
Çünkü onlar bilir ki;
Fabrikalar sadece makinelerle değil, doğru veriyle çalışır.


Leave feedback about this